Pazar , Mart 22 2020

ÜÇ MESELE! ZİHNİYET AYASOFYA ÜMMET

DM Haber İçerik Geliştiricisi – İdeolog

ZİHNİYET

1- Bir cemiyetin istikbali ve yapacağı işler kendisi dışındakilere zarar vermeden, atacağı her adımı muhakeme etme becerisiyle ölçülür. İnsanlık tarihi boyunca yıkarak nihai zafer elde eden bir topluluk hiç olmamıştır. Bundan dolayıdır ki Milli görüş partileriyle özdeşleşmiş, 5 liralarla ayakta tutulan yetim hakkı barındıran bir çınarın dallarını kesmek son derece siyasi vizyondan yoksun, aklı selim olmayan, kitlelelere hitap etmeyen basiretsiz lokal bir anlayıştır. Özellikle Cihat çalışmalarının yapıldığı mekanlara ruh veren yaşanmışlıklar ve geçmiş birikimdir.

Geçmişlerimize şahitlik edecek ve hala canla başla çalışanların Cihat karargahı olan Saadet Partisi genel merkezi, önce zihinlerin ve gönüllerin fethedildiği sonrasında beraberce muhabbet dolu çayların içildiği, ezan okunduğunda ise oradaki insanların nasıl bir medeniyete kavuşmak istediklerini remzleyen Hamidiye Camisinde hep beraber secdeye gidildiği bir mekandır.

Unutmayalım ki büyük işlerin adamı demek ÖNCE ZİHNİYETİ MEKKE SONRA ZEMİNİ MEDİNE İNŞAA EDİLİR düsturunu yakalayan kişi demektir.

AYASOFYA

2 – Fatih Sultan Mehmet İstanbulu fethettiğinde katoliklere karşı oranın ilk sahipleri olan Ortodoksları koruma altına almıştır. Günümüzde ise ilginç bir detayla karşılaşıyoruz. Şöyle ki, Ruslarda Ortodoks kilisesine bağlı olduğundan yüzyıllardır sıcak denizlere inip yeniden İstanbulu almak iştiyakları hiç bitmemiştir. Ayrıca güncel politik hamlelerden ya da evrilmelerden dolayı hükümet ABD ya da Rusyayı arkasına almadan politik olarak varolamayacağını bildiğinden özellikle de son zamanlarda ABD’nin tavrından dolayı Putine çok daha ihtiyaç olduğundan ve Putininde Ayasofyanın camii olmasından hoşnut olmayacağını bildiğinden Ayasofyayı açmamak için en büyük bahanelerden birine sığınmış oluyor. Ve gerektiğinde milletide bu doğrultuda ikna edebilecek medya ve toplum mühendislerini de hazırda bekletiyor.

ÜMMET

3 – Bugün Ümmet olarak içtimai ve ahlaki hastalıklar ile beraber yalanın, iftiranın maksimumda seyrettiği bir dönemi yaşıyoruz. Ya İslamın hayat bulduran melekelerinden yoksunuz ya da İslamı bir kurtuluş reçetesi olmaktan çıkardık. Biraz tefekkür edince kanaatimizce hastalıklarımız alarm veren bir boyutta değil midir? Hastalıkların doktor, tedavi, reçete ve sabır olmadan iyileşmeyeceğini bilmek ve idrak etmek fıtrattan değil midir? 1400 yıllık şifahanenin tabiplerini mi beğenmiyoruz? Yoksa tedavi mefhumunu literatürümüzden çıkardık mı?
Örneğin İmam Rabbani hazretleri “yalanı ağıza almamak şeriattandır, yalanı kalpten beri tutmak ise tarikattandır.” ifadesi ile mikro cerrahi yöntemiyle bir tedavi seçeneği önümüze koyarak ruhumuzu ve benliğimizi tedavi edecek bir reçete sunmuş olmuyor mu?

Cenabı Hak bizleri kuşatan ve irade etme yetimizi yok etme noktasına getiren hastalıklardan beri eylesin.

Buna da bir göz atınız!

Korona Virüs Manifestosu!

Yaklaşık üç aydır dünya ve insanlık büyük bir sınavdan geçiyor. Bu öylesine bir sınav ki …